FARKINDALIĞIN ARDINDAKİ ANLAM


Farkındalık kavramının her popüler olmuş konu gibi ardındaki anlamdan ayrıştırılmış ve içinin biraz boşaltılmış olduğunu düşünüyorum. Farkındalığın ardındaki anlam, özellikle yoga ve nefes uygulamalarının yaygınlaşmasıyla birbirine zıt olarak işlemeye ve gittikçe silikleşip, kaybolmaya başladı gibi görünüyor. En azından ona dışarıdan bakanlar için…





Halbuki, farkındalık ve ondan üreyen anlamlar, üzerinde düşünmeye değerdir ve genel geçer kalıplaşmış bir hale dönüşmesinden özgürleştirilmeye ihtiyacı vardır. Peki, caanım farkındalığı kalıplaşmış ve içi boşaltılmış bu halinden nasıl özgürleştirebilirim? diye kendime sorduğumda, öncelikle “anlam” kelimesini deşerken buldum kendimi.


Evet, anlam kelimesinin kökenine biraz bakınca, herşeyin birbirine bağlı olduğu bu evrensel düzen içerisinde nasıl da ardına düştüğüm konuların birbirlerine eklemlendiklerini, birbirlerini tamamladıklarını fark ediyorum yeniden…

Anlam kelimesi TDK’ya göre; “bir kelimeden, bir sözden, bir davranış veya olgudan anlaşılan şey, bunların hatırlattığı düşünce veya nesne, mana, meal” olarak tanımlanmış.


Ve aslında anlamın karşılıklarından biri, her ne kadar TDK’da ”mana” olarak verilmişse de, mana ve anlam arasında ince bir fark var…


Çünkü mana; “bir sözcüğün, bir cümlenin ya da bir sözün anlattığı düşünce, zihnimizde canlandırdığı şey” demek bir tanıma göre de… Yani mananın “zihnimizde canlandırdığımız bir şey” olduğuna dair bir vurgu var. Anlamlandırdığımız şeyin temeli, zihnimizdeki yorumla birlikte atılmış oluyor. Peki zihnimizde bu yorum gerçekleşene kadar neler oluyor?


Mana kelimesine “kavram çekirdeği” deniliyormuş, çünkü öteki anlamlar temel anlama bağlandığı için bu şekilde tanımlanıyor… Kavram çekirdeği, temel anlamı oluşturuyor. Biraz daha açarsam, bir düşünce, olay, durum, söz ile ilgili bir anlam oluştuğunda,- ki bunu zihnimizde yaratıyoruz- sonrasında bu anlama bağlı olarak türeyen tüm anlamlar bu çekirdekten kaynaklanıyor. Yani ürettiğimiz tüm anlamlar, bu çekirdeğe bağlı olarak kendi anlamlarını buluyorlar.


Tam da bu nedenle, ilk anlamı oluşturan zihnin içeriğinin ne denli önemli olduğunu ve yoga felsefesinde, budizmde, sufizmde, tüm ruhsal öğretilerde zihnin arınmış, saflaşmış olmasının vurgulanmasının nedenini daha iyi anlayabiliyoruz.


Mana, yani zihinde biçimlenen ilk anlam, yani diğer söyleniş biçimiyle “kavram çekirdeği”, gerçek anlam ya da öz anlama tekabül ediyor. Kısaca; mana, “birşeyin ne demek olduğudur”, anlam ise, “birşeyin anlaşılmasıdır.


Burada kaçınılmaz olarak hemen zihnimde beliren bir soru var; zihinlerimizin genel yapısına bakıldığında birşeyin ne demek olduğunu ya da manasını ne kadar sağlıklı olarak görebiliyoruz acaba? Birşeyin ne demek olduğuna karar verdikten sonra, anladığımıza inandığımız her seferinde, bu anlamı üretenin sağlıksız işleyen zihinlerimizin olabileceğini ve başka bir bakış açısının da mümkün olabileceğini görebiliyor muyuz?

Çoğunlukla, kendi anlam dünyamızda, yanılsamalar içinde ve genellikle de ızdıraplı, tatminsiz, hayal kırıklıklarıyla dolu senaryolarımıza kapılıp gittiğimizi düşünüyorum. Ve bir hayal kırıklığı ya da ızdırap olacaksa hiç olmazsa tüm bunların bir an için de olsa hakikatle yüzleşmekten kaynaklanmasını diliyorum tüm insanlar ve kendim için… Yaratılmış yapay hayal kırıklıkları yerine..


Çünkü bu tarz bir varoluşun gelişime, hatalardan ders almaya, daha duyarlı bir insan olabilmeye, sevinci de kederi de layıkıyla yaşamaya imkan vereceğine inanıyorum.