SUYUN DÖRDÜNCÜ HALİ, BEDENİMİZDEKİ MUCİZE VE YOGA

Güncelleme tarihi: 7 Oca


Suyun dördüncü bir hali de vardır”. desem, ne dersiniz? Bedenimiz, sırları çözmekle bitmeyecek denli mucizevi, mikro bir evren. Ve bu mikro evrende, içinde suyun dördüncü halini barındıran bir yapı ile birlikte yaşıyoruz. Bu yapının ne olduğu ve nelerden oluştuğuna biraz daha yakından, bilimsel olarak bakıldığında ise yoga pratiğinin önemi bir kere daha anlaşılır olmuş… 😊





Bedenimizin içinde, derimizin altında yer alan bu mucizevi yapı fasya diye adlandırılıyor. Fasya yapısı ayak parmaklarından başın tepesine kadar bütün vücudumuzu sarıyor. Kasları kemiklere, kemikleri kemiklere bağlayan, tüm iç organlarımızın etrafını sararak onların hareket ettiğimizde zarar görmemesini ve stabil olarak kalmasını sağlayan da yine fasya… Tüm hücrelerimiz arasında bilgi alışverişini sağlayan bir yapı olduğu da fasya ile ilgili devam eden araştırmalar arasında yer alıyor.


Fasyanın tüm kasları, dokuları, iç organları ve bedenimizin en dışında yer alan cildimizi hem birbirinden ayıran hem de birbirine bağlayan, çok karmaşık, gizemli ve hayranlık uyandıran bir yapısı var. Ve on yıl öncesine kadar bu yapının derin işlevi anlaşılamadığından, sadece organları birbirine bağlayan bir yapı olduğu sanılıyor ve ameliyatlar sırasında önemsenmeden kesilip atılıyor ve herhangi bir şekilde incelenmeye gerek duyulmuyormuş. Ta ki yine bir ameliyat sırasında bir doktorun bu defa neşteri yan olarak kullanmaya karar vermesiyle bu mucizevi yapının iç dünyası gözler önüne serilmeye başlanmış.


Fasyanın sadece alelade bir bağlayıcı doku olmadığı, bundan çok daha fazlası olduğuna dair bilgilere ulaşılmaya başlanınca dünyada ilk Uluslararası Fasya Araştırma Kongresi 2007 yılında Harward Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde gerçekleştirilmiş. Yani hem yoga dünyası için hem de tıp dünyası için çok yeni bilgiler ve heyecanlı bir süreç içindeyiz aslında fasyayı keşfetmekle ilgili… Sadece 14 yıllık bir geçmişi var fasya araştırmalarının.


Peki fasyanın yoga ile ne ilgisi var? Fasya, bütün bedeni tepeden tırnağa saran ve sulu, ıslak, hafif yapışkan bir yapıya sahip. Bedenimizin %70’ i sudan oluşuyor.


Bedenimizin içini yarıdan fazlası suyla dolu bir odaya benzetirsek, bu suyun bir alt katmanında akan başka bir su kanalı, onun altında da başka bir su kanalı ve bu büyük okyanusun içinde birbiriyle bağlantılı ve aynı zamanda kaotik görünümlü bir akışın varlığını imgeleyin.. Ve doğal olarak bu su kanalları birbiriyle bağlantı içindedirler… İşte bu örümcek ağı gibi bedenimizi saran liflerin içinde yer alan su kanallarının geçtiği yolların haritası binlerce yıl önce yoga biliminde nadiler ve kadim Çin tıbbında da meridyenler olarak adlandırılarak çizilmiş ve bu çizimler günümüze kadar da ulaşmışlar. Yoga biliminde ve Çin tıbbında bu su kanalları, enerji kanalları olarak resmedilmiş. Fasya ağı bilimsel olarak keşfedilince fasya ağı ile binlerce yıl önce çizilen bedenimizin içindeki enerji kanallarının (nadiler ya da meridyenler) haritasının neredeyse bire bir aynı olduğu görülmüş.

Binlerce yıl önce yogilerin, meditasyon ustalarının keşfettiği bedendeki enerji kanalları şimdi modern bilimsel bilgilerin ışığında yeniden keşfediliyor ki bu çok heyecan verici. 😊





Yoga pratikleri ile biz bedenimizdeki fasyanın yapısını şifalandırıp, dönüştürebiliyoruz, bedenimizi onarabiliyoruz, cildimizi gençleştirebiliyoruz, yeni hücrelerin üretimini başlatabiliyoruz… Nasıl mı? 


Hareketsizlik nedeniyle ıslak, jelimsi yapıdaki fasya dokuları bedende kuruyup, yapışmaya başlıyor zaman içerisinde… Ve bedeninin her bir parçasını, damarların ve sinirlerin etrafını dahi saran fasya yapısı hareketsizlikten kemikleşmeye başladıkça içinde sıkışan damarlar ve sinirler ağrı hissi yaratmaya başlıyorlar.


Çoğu zaman kaynağı bulunamayan bel, boyun, sırt ağrılarını fasya ağını etkileyen bir egzersizle, (yoga bunun için harika yollardan biri) hareket ederek şifalandırmak mümkün olabilir.


Yani hareketsizlik fasya ağını olumsuz olarak etkileyen şeylerin en başında geliyor. Hareket deyince tabi bir çok hareket etme şekli var ve her türlü hareket fasya için değerli. Çünkü hareket fasyanın yapışkan olmaya başlayan, kuruyan yapısını yeniden dönüştürerek jel ve sıvı arasındaki kayganlığın olabildiği sağlıklı yapısını geri kazandırıyor. Ancak, özellikle yoga pozları çok çeşitli olduğu için ve bedenin neredeyse her bir parçasını etkileme özelliği olduğundan fasyayı muazzam şekilde uyaran bir hareket etme biçimidir.

Doğru bir egzersiz biçimiyle fasya ağını sağlıklı halde tutmak demek aslında bütün bedenimizdeki iç organları, kan kalitesini, solunum kalitesini, sinir sistemini ve hatta düşünce yapımızı sürekli olumlu uyaranlara tabi tutmaya yarar.






Bedenin içinde fasyanın dengelenmesiyle yeniden oluşmaya başlayan akış, kuruyup, blokaj oluşturan fasya ağlarının çözülmesiyle tüm beden merkezi sinir sistemine şu an güvendeyim, her şey yolunda sinyali vermeye başlar. Ve bu sinyal paha biçilemez değerdedir. Çünkü ancak güvenli alanda olduğumuzu hissettiğimizde, düşüncelerimizi, düşüncelerimizle ilişkimizi, kendimizle olan ilişkimizi fark edebilmeye başlarız. 


Ve bence yaşam yolculuğundaki en değerli şeylerden birisi de kendi kendimizin farkındalığını kazanmak ve en büyük ihtiyacımız olan o güvenli alanı daimi yuvamız olan bedenimizin içinde yaratmayı mümkün kılabilmesidir. Çoğu insanın derisinin altından akıp giden bu kocaman dünya hakkında bir bilgisi yok ne yazık ki…

Vücudumuzda doğal olarak kolajen çeşitli hücreler tarafından ama özellikle de bağ dokusu hücreleri tarafından oluşturulur, yani fasya ağı tarafından… Ve bizler yoga pratiği sırasında tam olarak bu bağlayıcı dokular üzerinde çalışırız. Kolajen yani fasya cildin üst ve orta katmanında yeni fibroblast adı verilen yeni hücrelerin oluşumunu sağlar. Aynı zamanda vücuttaki tüm dokuların fiziksel özelliklerini belirleyen karmaşık bir makromolekül, çok sayıda atom içeren bir moleküldür. Yani bedenimizdeki dokuları ve o dokuların sardığı organları onarma, yenileme kaabiliyeti var fasya ağının…


Kısacası fasyanın sağlığını koruyarak tüm bedenimizde, hücrelerimize kadar bir onarımı ve yeni hücrelerin üretimini sağlamak ve doğal olarak da bağışıklık sistemini güçlü tutmak mümkün… Ve bunu sadece ve sadece kendi bedenimizin işleyişini geri kazandırarak, bilinçli hareketle sağlayabildiğimizi bilmek bence müthiş bir bilgi…

Fasya, suyun hyaluronik asit ile birleşmesiyle bedenimizde jel halinde mevcuttur. Buna suyun dördüncü hali deniliyor. Ve bu çok büyülü bir şey aslında...


Hyaluronik asit çok yoğun ve güçlü bir şekilde su tutma özelliğine sahip, örnekse bir odanın içinin suyla dolu olduğunu düşünün ve bu suya bir kaşık hyaluronik asit eklenince tüm bu suyu jel haline çevirebilecek bir yoğunlukta…

İşte bu nedenle bu deney, fasyanın ne denli önemli olduğunu gösteren bir çalışmadır. İnsan bedeni %70 sudan oluştuğuna göre bu suyun akışının sağlıklı olması ve berrak olması sağlığımız için şart. Sadece bedensel değil, duygusal sağlığımız ve düşünce kalitemiz için de...


Su, bildiğimiz üzere; katı, sıvı ve gaz şeklinde üç halde var olabiliyor. Ya da fasya ağında olduğu gibi jel halinde 😊) Yani bahsettiğim dördüncü halinde... Bu jelimsi yapının akışkanlığı bozulduğunda, yani su kendi doğasında akamadığında sadece fiziksel ağrılarla baş başa kalmıyoruz aynı zamanda düşüncelerimiz, duygularımız da akamıyor demektir.…

Bedenimizin büyük bir çoğunluğunu oluşturan su, duygu ve düşüncelerimizin niteliğinden dahi etkilenebilen hassas, alıcı, açık, etki altında kalabilen bir elementtir. Hem olumsuz düşüncelere ve duygulara karşı hem de olumlu olanlara karşı… Bu bilgiler ışığında, acaba şimdiye kadar, kendimizi hangi tür düşüncelere maruz bırakarak, hangi tür duyguları çoğunlukla taşımaya izin vererek, nasıl bir varoluş sürdürdüğümüze tekrar tekrar bakmak muazzam önemli değil mi?



Düşüncelerimize ve ağzımızdan dökülen sözlere dikkat etmemiz gerektiğini söyleyen kadim yoga biliminin, hermetik bilgilerin, sufizmin günümüzde neden bu denli çok gündeme geldiğine bakıldığında, bana kalırsa insanların içsel bir tatminsizlik içinde olmalarının çok büyük bir etkisi var. Ama bir diğer önemli olan şey; bilimsel gelişmelerin de yüzyıllar sonra yine bu kadim bilgileri referans almasını gerektirecek yeni yerlere varmış olmasıdır. Çünkü bu bilgileri esasında bilim yeniden ve yeni bir gözle, bu çağa uyumlayarak deneyimleyebilmemiz için bizlere bir kapı açmış oldu…

Bu yeni deneyimlerden biri de donup kalmış, stres altında, anksiyete halinde, depresyona meyilli zihinlerimizi yeniden bir akış haline getirmek olabilir mi?

Su, hep akmak ister, doğasında vardır. Eğer akmazsa donmaya başlar, katılaşır ve akışkan olmayan su kristalleşir. Akışkan olmayınca da düşüncelerimiz ve duygularımız da bedenimizin içinde hücresel bilgi parçacıkları olarak kristalleşmeye başlarlar. Genellikle de olumsuz duygu ve düşüncelere takılı durumda olduğumuz için de bedenimizin içinde kristalleşmiş halde bir çok olumsuz duygunun, düşüncenin depolandığını, sıkışıp kaldığını görebilmek çok da zor olmasa gerek…



Bizler de bedenimizdeki fasya ağını hareketle sağlıklı bir halde tutarak, akışını sağlayarak bu akışın içine sıkışmış tüm duygularımızı, düşüncelerimizi, kristalleşmiş kar tanelerini erimeye bırakır gibi bırakabiliyoruz… Ve mucizevi beden yine kendi doğal akışı içine geri dönebiliyor…


Beden, evrensel yasalardan kopuk, ayrı bir parça değil.. Sadece suyu izleyerek, suyun hallerini gözlemleyerek dahi kendi duygularımız, düşüncelerimiz, fiziksel sağlığımız, varoluşumuz hakkında bir çok bilgiye erişebiliyoruz aslında…


Bedenimizi dinlemek, doğayı dinlemek gibi… Bedeni dinlemenin, dinlendirmenin, onarmanın, şefkat göstermenin, mucizelerini tanımanın en harika yollarından biri de bilinçli hareket… Ve bana soracak olursan da yoga pratiği derim. 😊

Hemen şimdi hareket etmeye başla, ister dans et, ister yoga yap, ister yürüyüş…Bedeninle, duygularında, düşüncelerinle, yaşamınla, içindeki mucizeyle bağlantıya geç ve onun rehberliğini al…


Hemen şimdi…


Şimdi değilse ne zaman?


(Nasıl ki ‘Dağ’, meditasyona oturmuş Zen izdeşinin sarsılmaz duruşunu ve dinginliğini simgeliyorsa. ‘Su’ da hareketin simgesidir.


Japoncada gezgin keşişlere verilen isim, unsui, de ‘bulut ve su’ anlamına gelir.)


Zen Şiiri, Kolektif



Sevgiler… Seçil

Youtube videom ile hemen şimdi bedeninle çalışmaya başlayabilir ve bedenindeki mucizevi fasya ağının akışını rahatlatabilirsin...


Nefes ve yoga hakkında diğer blog yazılarıma göz atmak istersen... Tıkla...


Web sayfamda senin için bir hediyem var...hediyeni al...


Web sayfamdaki ingilizce formu doldurarak e mail listeme eklenmek istersen, abone ol...










45 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör