YERÇEKİMİ, STRES VE NEFES

Updated: Jun 19


Yerçekimine direnmenin, stresle dolmamıza ve nefesin rehberliğini kaybetmemize yol açan en önemli etkenlerden birisi olduğunu biliyor muydun?



Yerçekimine direnmenin, stresle dolmamıza ve nefesin rehberliğini kaybetmemize yol açan en önemli etkenlerden birisi olduğunu biliyor muydun?


İnsan, varolan canlılar arasında iki ayak üzerinde yaşamını sürdürebilen tek canlıdır. Ve bunu yapabilmesi için bedeninde yüksek oranda enerjiye ihtiyacı vardır. Yerçekimine karşı vücudu ayakta tutabilmek için beden sürekli bir dengelenme ve enerji kullanma ihtiyacındadır. Böyle bakıldığında stresten kaçınmanın imkansız olduğunu ve stresli olmak için sadece varolmanın yeterli olduğunu dahi görebilmek mümkün. Evet, bir yanıyla öyledir de… Ayakta olmadığımız zamanlarda, uzandığımızda ya da oturduğumuzda yerçekiminin etkisi azaldığından bedenimiz de doğal olarak rahatlar. Kaslarımız bu hallerde çok daha az efor harcadığından beden dinlenme ve enerji biriktirme haline geri döner, kasılan ve sürekli işleyen kaslar rahatlar.


Zaten yerçekimiyle ilişkimiz bedenimizde bir stres oluşturuyorsa, enerji tüketimimiz artıyorsa, aslında bu durum bile başlı başına bize bedenimizi rahatlatmanın, gevşemeyi bilmenin ve nefesi sakinleştirmenin önemini gösteriyor. Oysa bizler genellikle stresi azaltmanın ve bedenimizi rahatlatmanın yollarını aramak yerine tam tersine edindiğimiz alışkanlıklarla stres seviyelerimizi daha da arttırmayı tercih ediyoruz, bilinçli ya da bilinçsiz olarak da olsa bu ne yazık ki böyle…

Stres seviyesi yüksek olan kişiler, sürekli omuzlarında yüz kiloluk bir yük taşır gibi bir gerilim içerisindedirler. Görünürde böyle bir yük olmadığı için de bu durumun yıkıcılığı ancak fiziksel sağlık bozulduğunda görünür olur. Ünlü heykeltraş Rodin’in Düşünen Adam heykelinde olduğu gibi çökmüş bir beden, aslında sürekli üstünde yük olarak taşıdığı stres seviyeleri ile baş edemeyen bir insanın fiziken de kaslarının çökmesi, omuzlarının kapanmasını durumunu anlatır gibidir. Ve stresin yükü, kapanmış bir beden aynı zamanda depreşif bir zihin yapısına da işaret eder. Çünkü her ne kadar bizler zihin, beden, ruh diyerek varlığımızı ayrı ayrı parçalara bölme eğilimindeysek de esasında tüm bunlar bir ve bütündür. Ve nefesin yanlış kullanımı bedenimizi, bedenimizi sürekli stresle yüklemek de nefesimizi ve zihnimizi etkiler.





Bütün bir zihin beden sistemimize, şu anda rahatım, her şey yolunda, güvendeyim, mesajını verebilmenin en iyi yolu nefesi sakinleştirerek ve sakinleşen nefes aracılığıyla da bedenin dinlenme, yeniden yapılanma, güvende hissetme durumuna geri dönmesini sağlamaktır. Çünkü iç organlarımız, kaslarımız, kan akışımız, lenfatik sistem, bütün bir beden ancak savaş kaç modundan çıktığımızda yenilenme, dinlenme haline geçebilir.


Önyargılarımız bize genellikle bedenimizle ya da nefesle çalışmak için yeterli zamanımızın olmadığını, gerçekten işe yarar birşeyler yapmak için uzun süreli çalışmalara ihtiyaç olduğunu söyler. Bu düşünce de yeni birşeyler denemekten bizi alıkoyar.


Oysa ki, günlük rutinimizin içinde beş ya da on dakikalık sürelerle harikalar yaratabiliyoruz. Nefes çalışmalarıyla benim bizzat deneyimlediğim de tam olarak buydu. Bilinçsizce yaptığımız her davranışa ve düşünceye biraz daha bilinçli bir hal ekleyerek, bilinçli olarak mevcut olduğumuz o anda otomatik pilottan çıkmaya başlıyoruz. Bilinçsizce alınıp verilen, sık, düzensiz solunumun farkına varmak ya da bilinçsizce bedenimizi kastığımız anların farkına varmak yepyeni bir yol açıyor bütün sistemimizi onarmak için. Ve yine bu farkındalık alanına gelebilmenin de en kestirme yolu nefesimizle bilinçli olarak çalışmaktan geçiyor.


Bedenimiz kasıldığında, stresli olduğumuzda, nefesimiz sıkıştığında işte tam o anlarda aslında bunun hiç farkında olamıyoruz. Bütün bunları fark ettiğimizde ya bedensel rahat