YOGA’DA IZDIRAPTAN ARINMANIN YOLU / AHAMKARA

Güncelleme tarihi: 7 Oca


Yoga felsefesi ızdıraptan arınmanın yolunu sunan en değerli kaynaklardan. Acı, insan olarak varoluşumuzda kucak açtığımız sevinç, mutluluk, huzur, haz gibi duyguların yanında varlığını sürdüren gerçekliğin bir parçasıdır.



Yüzlerce yıllık bu kadim bilgiler ızdırabin kaynağının zihin olduğunun altını çizmişler her zaman. Böyle söyleyince “evet suçluyu buldum ızdırabın kaynağı zihinmiş” 😊 demek çok kolaycı bir yaklaşım olur bence. Çünkü her ne kadar ızdırabın kaynağının zihnimiz olduğuna işaret edilse de bu, suçlunun zihnin kendisi olduğu anlamına gelmiyor. Zihnin yapısını, işleyişini tanımayan biz insanlar, zihnin nasıl olup da ızdırap üreten bir yapıya büründüğünü anlayamadan yaşamlarımızı sürdürmeye devam etmişiz ve halen de sürdürüyoruz aslında.


Zihnin hallerinden biri olan ve zihin yapısının içinde bir katman olarak adlandırılan “ahamkara”, sanskrit dilinde bir kelime, Patanjali’nin yoga sutralarında yer alır. Ahamkara, “ben yapıyorum” anlamına geliyor. Bunun genellikle ego olarak adlandırıldığını görmek mümkünse de, ahamkara bunun çok daha ötesinde bir kavram. Ahamkara, “kavramsal benlik” olarak da adlandırılabilir ve evet böyle söylenildiğinde de yine egoyu tanımladığını düşünebiliriz. Ancak, her ne kadar belirli kavramlarla kendimizi tanımlasak da, erkek cinsine ya da kadın cinsine ait olmak, yaşamda edindiğimiz etiketler, kimlikler, alışkanlıklar, değerler, inanışlar, beni ben yapan dediğimiz şeylerin tümü ahamkaraya dahil olsalar da yine de bu tanım eksik kalıyor. Yani ahamkara eşittir ego demek, oldukça eksiktir.


Ahamkara, yaşamda varoluş halimizi, benlik farkındalığımızı tanımlar ve egosal kimliğimizden ayrı değildir. Çünkü, ben varım diyebilmek için bir bedene, varoluşu maddeleştirecek bir forma ihtiyacımız vardır. Tam da bu nedenle ahamkara egosal kimliğimizin içine yerleşmiştir ancak, sırf egosal kimlikten de daha derin bir varoluş halidir. “Ben yapıyorum” bilinci yaşamda var olduğumuzun farkında olduğumuzu da gösterir aynı zamanda. Ne zaman ki, “ben yapıyorum” halini varoluşsal bir farkındalıktan alıp, kısıtlı bir çerçevede “yapan ben” olmaya ve bu kısıtlı çerçevedeki “yapan ben” olmaya takılı kalmaya başlıyoruz işte o zaman ızdırap da başlıyor.


Kavramsal benlik ya da ahamkara, bu yaşam içerisinde belirli özelliklerle doğmuş olmak ve sonrasında da bu özelliklerin üzerine eklediklerimizle birlikte şekillendirip (şekillendirilip), bir anlamda yeniden var ettiğimiz kimliklerin toplamından ibaret olma halidir. Bu egonun kabaca bir tanımı olabilir.


Yaşamda varlığını sürdüren ve varlığını sürdürdüğünün farkında olan insan, egosal benliğinin her bir parçasını değişmeyen bir öz gibi kabul edip, her bir parçasına ne pahasına olursa olsun sahip çıkmaya başladığında ızdırabın tohumlarını kendi içine bilinçsizce eken bir bahçıvan gibi olmaya başlıyor adeta…

Oysa ego sadece yaşamdaki yerimizi, halimizi, varlığımızı algılamamızı sağlayan bir araçtır, aynı şekilde ahamkara da öyle. Sadece bir araçtır. Ego, tek başına kötü olmadığı gibi, tek başına iyi de değildir. Varlığımızın özünün, egonun kendisi olduğunu zannetmeye başladığımızda işte film orada kopuyor diyebilirim 😊 Oysa ki, bence hep hatırlamamız gereken en önemli şey; egonun varlığın özünü ortaya çıkarmaya yarayan harika bir armağan olduğunu görebilme farkındalığıdır.


Egosal kimlik, bütünün bilincinden kendini soyutladığında, her kötülüğün ve iyiliğin muhatabı olarak kendini görmeye başladığında bütün bir evrensel sistemin akışına karşı kürek çekmeye başlar. Bunun yerine, egosal kimlik evrenin muazzam işleyişi içerisindeki her bir kimliğe, tabiatın kendisine, varolan tüm canlılara birlik bilinci içinde yaklaşmayı öğrenmelidir. Ve ahamkara ile bahsedilen de aslında budur. Öğrenmemek de bir seçim tabi ki, o zaman da ızdırap çekmeye devam etmeyi göze almalıyız. 😊


Çünkü ızdırap, egosal kimliği evrensel yasalara hizalamak yerine, bağnaz bir şekilde yarattığımız kimliklere tutunmaktan kaynaklanıyor. Diğer egosal benlikleri, kendi egosal benliğimizle kıyaslamaktan, diğerlerinin değişmesini istemekten, hatta mümkünse dünyanın değişmesini istemekten kaynaklanıyor. Bunda kötü olan ne var? diyebiliriz doğal olarak. Dünyada o kadar kötü şeyler oluyor ki, neden değişmesini istemeyelim? 


Bana göre ve tabi yoga felsefesindeki ahamkara kavramına göre de 😊 herkesin egosal dürtülerle birbirini itip kaktığı, kabullenmediği, empati kurmadığı, ben yapıyorum ( ve doğal olarak da sen yapamıyorsun 😊 ) dediği bir dünyada birşeylerin iyiye doğru dönüşmesini beklemek safdillik değil midir?


Egosal ızdırabımla kıvranan bir insan olarak, başkasının acısını ne kadar duyabilirim?


Kendimi içten içe kıyaslamalarla yeyip bitirirken, başkalarına karşı ne kadar önyargısız olabilirim?


Kendi varlığımdaki fazlalıkları temizleyip, temiz bir ayna olmaya çalışmadan başkalarına ne kadar berrak bir resim gösterebilirim?


Ahamkara, bize egonun tersine samimiyetten, olduğumuz hali ifade etmekten korkmamayı anlatan bir rehber gibidir. Samimiyetle sergilediğim bu resim acı dolu olduğunda, karşılığında merhamet bulabilirim, bu resim neşe dolu olduğunda, neşeme neşe katan olur belki. Yeter ki, berrak olsun sunduğum resim… Oysa egonun tahakkümü altındayken ayna tozlu ve ayna tozlu olunca resim de tozlu, flu olmaya mahkum. İyi bir sanat eseri gibi tıpkı; nasıl ki iyi bir sanat eseri içinde ne varsa onu yansıtır, iyi ya da kötü, mükemmel ya da kusurlu diye ayırmadan. Benim gördüğüm, ahamkara böyle bir şey, neysen o olabilme hali. Özüne yaklaşma hali. Ancak, bu samimiyet içinde, bu berraklık içinde egosal kimlik fazlalıklarından arınabilir. Ve ancak bu şekilde ızdıraptan da arınmaya, ızdırabın derecesini azaltmaya başlayabiliriz.


Sadece bu kadar değil tabi, yoga felsefesi ızdırabın kaynağını anlattığı gibi, ızdıraptan arınmanın yolunu da anlatmış.

Yoga’da ızdıraptan arınmanın yolu,

Dinginleşmek.

Dinginleşmenin de yolunu anlatmış.

Zihni dinginleştirmek.

Zihni dinginleştirmenin de yolunu anlatmış.

Nefesi dinginleştirmek.

Nefesi dinginleştirmenin de yolunu anlatmış.

Nefesi dizginlemek.

Nefesi dizginlemenin de yolunu anlatmış

Pranayama yani nefes tekniklerini uygulamak.


Yani hastalığı teşhis etmekle kalmamış, hastalığın reçetesini de yazmış.


Çünkü, yoga felsefesine göre; sakinleşmiş bir nefes, sakinleşmiş bir zihin-beden sistemi demek. Ve sadece sakinleşmiş bir sistem saf gerçeği yansıtır. Yani özümüzü, özde olanı. Bu, egonun tozlarından temizlenmesi demek aynı zamanda.


Yoksa, bu yaşam armağanını çeşitli suretlerde, çeşitli kimliklerde yaşamaya gelen ve bütün bir resmin çok kıymetli bir parçasını oluşturan her bir insan olarak sürekli ızdırabı yaratan ve ızdırabı yaşayan oluyoruz, hem bireysel hem de toplumsal anlamda.



Acı var ve olmaya devam edecek ancak acı da geçici, tıpkı mutluluğun, sevincin geçici olması gibi. Acıyı yok etmek değil yoganın amacı, acının ızdıraba dönüşmesini engellemek. Böylelikle bireysel olarak daha az ızdıraplı kimselerin oluşturduğu bir topluluk da doğal olarak daha az ızdıraplı olacaktır, dolayısıyla yaşam daha az ızdıraplı olacaktır. Neden olmasın?


Bana bu yol hem insanın evrimleşmesinin, hem erginlenmesinin yani gerçek bir yetişkin olmasının yoluymuş gibi geliyor. Egosal kimliğine tutunup, çocuklar gibi istemediği şeyler için içten içe tepinen, ağlayan, şımarıklık yapan, “görünürde” yetişkinler olmak yerine. Acısını, kederini, yalnızlığını, kırgınlığını göstermekten korkmayan, kendini yetersiz hissettiğinde etiketlerine yapışmayan, anda olandan memnun olmadığında geçmişe ve geleceğe sığınmak yerine olanla kalmaya, orada sahiden tüm varlığıyla mevcut olmak için kendine izin veren, cesur yetişkinler olmak daha iyi olmaz mıydı sahiden?


Ahamkara, daha fazla insan olmanın bir aracı, ego da daha fazla insan olmanın bir aracı, aracısı. Daha fazlası ya da daha azı değil. Hepimiz insanız işte, ne demiş eskiler;


“tencere dibin kara,


benimki senden kara. “ 😊


İşte ahamkara 😊 yı unutmamak için bir tekerleme…


Fazlalıklarından arınmamış, kırılganlıklarına kucak açmamış, zihninde yarattığı hayali dünyaya yapışıp, bu hayali zihnin yıllar içerisinde kemikleşmiş hale getirdiği duyguları kendisi zanneden bir ego, başka tencerelere baktığında, kendisinin de bir tencere olduğunu unutan bir tencere gibidir. Benimki senden kara demeyi gururuna yediremez 😊 “Dibin kara” diye işaret ettiği kendisidir, kendisine bile itiraf edemez. Yani, komiktir de biraz, zavallıdır da azıcık desem yeri… Buradaki bütün sözlerim meclisten içeri, en önce kendime, sonra da bu incileri okuyanlara…😊 İnsanlık yolunda yol alan her birimize kısacası.


Izdırap demiştim… Izdarabı dindirmek demişti yoga, nefes demişti, zihni dinginleştirmek demişti, ancak sakinleşen sistem saf gerçeği yansıtır demişti. Ve üstelik de tek yol yoga ya da nefes uygulamaları değil, başka yollar da var ya da hepsini ortaya karışık yapmak da mümkün…😊 Örnekse, sade yaşam, bitkisel ürünler, kalpten yaşamak da sistemimizi sakinleştirmeye, dinginleştirmeye ve böylelikle bizi ızdıraptan arındırmaya yarar.


Egonun tahakkümü yerine, dinginleşmeyi seçen ve bunun için birazcık da çabayı göze alan bir zihin-beden sistemi artık cendere olmaktan çıkmaya başlar. Genişlemeye, ferahlamaya, açılmaya, gerçek anlamıyla nefes almaya başlar.


Acılar yok olmasa da hayatta, nefes aracılığıyla dingin ve geniş bir kap olabiliriz pekala… Neden olmasın?


Egolarımızla “bir”likte bir Edip Cansever şiirinin bir bölümüne dalalım… Şairler ve şiirler olmadan insanlığımızı bilmekte hep yarım kalırız ne de olsa…

Bir oyun başka olamaz oyundan gibi

Bir söz başka olamaz sözden gibi

Bir şey başka olamaz bir şeyden gibi

Tam öyle gibi, varıyor gibi bir mutluluğa

Ne gelir elimizden insan olmaktan başka

Ne gelir elimizden insan olmaktan başka.”

Edip Cansever



Sayfamdaki diğer blog yazılarım için; https://www.nefesname.com/blog-secilsezernefesname


Nefesinle buluşmak istersen, web ana sayfamdan "1 Aylık Nefesle Dönüşüm Programı" hediyeni hemen al... https://www.nefesname.com/


















51 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör